image image image image
Kuran-ı Kerim Yaratan Rabbin adıyla oku.O, insanı bir alak'tan yarattı.Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir;Ki O, kalemle (yazmayı) öğretendir.İnsana bilmediğini öğretti. Rabbinin adıyla oku!. Yani onun yüce adıyla, "Allah" yüce ismi ile başlayarak oku. Okumaya başla. Yukarıda geçtiği üzere bu emir inerken, başlangıçta Hira mağarasında Hz. Muhammed'in zatına melek gelip canına tak diyen şiddetli bir sıkıştırma ile yalnız "oku" demiş. O zamana kadar Hz. Muhammed okumak bilmediği için "ben okumuş değilim" yani okumak bilmem ki ne okuyayım? demişti.
Kıyamet Resulullah (sav) buyurdular ki: "Güneş, battığı yerden doğmadıkça kıyamet kopmaz. Batıdan doğunca, insanlar görür ve hepsi de iman eder. Ancak, daha önce inanmamış veya imanın şevkiyle hayır kazanamamış olan hiç kimseye bu iman fayda sağlamaz."

Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hicaz bölgesinden bir ateş çıkmadıkça kıyamet kopmaz. Bu ateş Busra'daki develerin boyunlarını aydınlatacaktır."

Tevbe Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki: "Aziz ve Celil olan Allah, gündüz günah işleyenlerin tevbesini kabul etmek için geceleyin elini açar. Gece günah işleyenlerin tevbesini kabul etmek için de gündüz elini açar, bu hal, güneş batıdan doğuncaya kadar devam edecektir" Burada "el", Allah'ın ihsan ve fazlından kinayedir.

Resulullah (sav) buyurdular ki: "Son nefesini vermedikçe Allah, kulun tevbesini kabul eder."
Rahmet Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah rahmeti yüz parçaya böldü. Bundan doksandokuz parçayı kendine ayırdı. Yer yüzüne geri kalan bir cüzü indirdi. (Bunu da -cin, insan ve hayvan- mahlukatı arasında taksim etti.) Bu tek cüzden nasibine düşen pay sebebiyledir ki mahlukat birbirlerine karşı merhametli davranır. At, (hayvan) yavrusuna basmamak endişesiyle ayağını bu sayede kaldırır."

Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah, insanlara merhamet etmeyene rahmette bulunmaz."

             | 
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün164
mod_vvisit_counterDün768
mod_vvisit_counterBu Hafta4527
mod_vvisit_counterBu Ay12983
mod_vvisit_counterTümü351697

Site Başlangıç : 15.05.2010

Şu anda 46 konuk ve 23 üye çevrimiçi
Web Sitemizdeki Yeniliklerden ve Konulardan Haberdar Olmak İçin Lütfen E-Posta Adresinizi Yazınız :

Peygamberimizin Son Konuşmaları

Hz. Muhammed Sav - Hz. Muhammed Genel Konular

 

Vefatından önceki son günlerdir. Henüz hasta değiller. Ama görevinin sona erdiğinin haberini almışlardır. Sahabesiyle sohbetlerini sıklaştırır.

Anlatılmadık, uyarılmadık bir şey bırakmak istemez. İman edenlerine büyük bir hazine bırakacaktır. Diğer din mensuplarının elinde olmayan bu büyük miras “hadisler” olarak inanç ve ibadet hayatımıza yansıyacaktır. Bir an için biz de kendimizi O'nun Medine'sinde, tertemiz mescidinde oturmuş dinliyor gibi sayalım. Bakalım bu tertemiz ve nezih dudaklardan neler dökülüyor.

Şöyle buyuruyordu: “Ben sizin öncünüzüm. Ahirete sizden önce gideceğim. Mahşerde size şahitlik yapacağım. Vallahi şu an mahşerdeki (Kevser) havuzuma bakar gibiyim. Allah'a yemin olsun ki benden sonra sizin yeniden şirke bulaşmanızdan korkmuyorum. Sizin dünyalık uğruna birbirinizle boğuşmanızdan korkuyorum. Dünyanın fitnesine bulaşmanızdan korkuyorum.”

* * *

Biraz sonra dışarıdan bir adam geçti. Adam görkemli bir görünüşe sahipti. Hz. Peygamber (sav) elleriyle adamı gösterip sordu: “Bu adam hakkında ne dersiniz?” Şöyle dediler: “Bu öyle bir adamdır ki, kız istemek için bir kapıya giderse geri çevrilmez. Bir konuda aracı olursa aracılığı itibar görür. Söz söylerse kulak kesilir.” Bu cevabı duyan Hz. Peygamber (sav) sustu. Cevap vermedi. Biraz sonra maddi durumu iyi olmayan, yoksullardan sayılan bir adam geçti. Hz. Peygamber (sav) onu kastederek sordular: “Peki, bu adam hakkında ne dersiniz?” Cemaat şöyle cevap verdi: “Bu adam kız istemek için bir kapıya gittiğinde reddedilir. Aracı olmak isterse itibar görmez. Güzel de olsa bir söz söylediğinde dinlenmez.” Bu cevabı dinleyen Hz. Peygamber (sav) görünüşün değil, iç âleminin, ruh dünyasının önemli olduğunu anlatma sadedinde şöyle cevap buyurdu: “Şu son adam (görünüşteki yoksul adam) dünyalar dolusu (gösterişli) öteki adamdan daha hayırlıdır.”

Son zamanlarında bakışımızı sorguluyordu. İtibarın; kıyafete, görüntüye, şan ve şöhrete, zenginlik ve tanınmışlığa odaklandığı kısır bakışımızı eleştiriyordu.

* * *

Sahabesine iyi işlerle meşgul olmalarını öğütlüyordu. Orta -denge- unsuru bir millet olduklarını hatırlatıyordu. Son kitabın “Kuran-ı Kerim” olduğunu, kendisine iman edenlerin ise sonsuz sevaplar kazanacağını belirtiyordu. Diğer peygamberlerle kendi iman edenlerini şöyle tanımlıyordu: “Hz. Musa'nın kavmi şuna benzer. Bir adamın yanında işçisi vardır. Adam, sabahleyin işe başladı ama öğleye doğru yoruldu. İşverenden ücretini istedi. İşveren ücretini verince de işçi işi bıraktı. Sonra işveren başka bir işçi buldu. Onlar da Hz. İsa'nın iman edenleriydi. Onlar da öğleye kadar getirilmiş işi alıp ikindiye kadar getirdiler. İkindi vakti olunca onlar da yoruldular. İşverenden ücretlerini istediler. İşveren onlara ücretlerini verip onları da gönderdi. Sonra işveren başka işçiler buldu. Bu yeni işçiler sizlersiniz, yani benim iman edenlerimdir. Onlar ikindi vaktine kadar getirilmiş işi oradan alıp güneşin batışına kadar getirdiler. Ve işi tamamladılar. Artık işveren işi bitiren bu yeni işçilere hak ettiklerini fazlasıyla verdi. 
Daha önceki işçiler bunun üzerine işverene sordular: ‘Neden onlara daha çok verdin?' O şöyle cevap verdi: ‘Size hak ettiğinizi verdim. Zulmetmedim. Ama bunlara fazlasıyla verdim. Fazlasıyla vermek ise benim hakkımdır. Dilediğime hak ettiğinden fazlasını veririm'...”

 

Efendimiz (sav) sanki insanlığın inanç şemasını veriyordu. Yorulan milletlerin yarıda kaldıklarını vurgularken, Müslümanlara da ikazda bulunuyordu: “Akşama kadar göremezseniz yani erken yorulursanız siz de ancak hak ettiğinizi alırsınız. Ötesini sakın beklemeyin.”

* * *

Son zamanlarında Medine'deki minberine daha çok oturmaya başladı. Bazen öylesine uzun konuşurdu ki yorulur ve minbere otururdu. Bir gün sabah namazından sonra konuşmaya başladı, öğleye kadar hiç dinlenmedi. Namazdan sonra ikindiye kadar devam etti. Sonra akşama kadar devam etti. Diğer milletlerin hallerini anlatarak onların düştükleri hatalara düşülmemesini ikaz ediyordu. Kalp ve ruh hayatında takvayı anlatıyordu. Allah'ın ipini “Kuran-ı Kerim'i” bırakmayın diyordu.

Kendisinden sonra gelişecek fitneler konusunda uyarılarda bulunuyor, fitnede taraf olmamayı istiyordu. Merhamete vurguda bulunuyor, sermayedeki Allah'ın hakkını -zekât ve sadakayı- anlatıyor, muhtaçlara el uzatmayı emrediyordu. Sanki hayata dair anlatılmadık hiçbir şey bırakmıyordu. Kabrin ve mahşerin kapısını aralıyor ve oradan aldıklarını -insanların anlayacağı bir üslupla- aktarıyordu...

***

“Cennet ve cehennem bana yakınlaştırıldı...”

Hz. Peygamber, vefatı yaklaştıkça gideceği âleme ait manzaraları daha çok görmeye başladı. Yüce Allah peygamberine gideceği ahiret âleminin perdelerini birbiri ardınca aralıyordu. O da gördüklerini etrafındaki sahabesine anlatıyor, cennete teşvik ederken cehennemden de sakındırıyordu. Cennet ve cehennemi anlatırken sanki gözleriyle görüyordu. Sanki dokunuyordu. Gördüğü manzara tertemiz yüzünde aynanın aksi gibi belirginleşiyor, bazen tebessüm ederken, bazen endişeli bir hale bürünüyordu. Sonra ağır ağır şöyle anlatıyordu:

“Yüce Allah cennet ehline şöyle seslenecek: ‘Ey cennet ehli!' Onlar da büyük bir edeple şöyle seslenecek: ‘Emret Ey Yüce Rabbimiz!'

Allah (cc) soracak: Halinizden memnun musunuz?

Cennet ehli: Nasıl memnun olmayız ki! Sen bize kimseye vermediğin bir makam verdin. Nasıl razı olmayız ki...

Allah (cc) buyuracak: Size daha fazlasını vereyim mi?

Cennet ehli: Ya Rabbi, bundan daha fazlası var mı ki?

Yüce Allah (cc) buyuracak: Evet, vardır. Size rızamı verdim. Artık sonsuza kadar korku ve endişe olmayacak.

* * *

Bir an duraksıyordu. Belli ki gözünün önünde beliren bir manzarayı aktaracaktı. Şöyle buyuruyordu: “Demin cennet ve cehennem bu duvarın üzerinde belirdi. Duvara bakarken cennet ve cehennemi seyrettim. Hayatımda cehennemden daha feci bir manzara görmedim. Ve yine hayatımda cennetten daha güzel bir manzara görmedim.”

* * *

Son günlerinde fitneye, kaosa, karışıklığa, çatışmalara karşı sürekli uyarılarda bulunuyor, birliğin-beraberliğin kaybolması halinde çözülmenin geleceğini haber veriyordu. Kudret, kuvvet ve saltanatın ebedi olmadığına, deveran halinde olacağına vurguda bulunuyordu. Şöyle özetliyordu değişmez sünnetullahın değişmez ilahi kuralı: “Allah aşağıya doğru indirmeyeceği hiçbir şeyi yükseltmez.” İbn-i Haldun'un; devlet ve medeniyetleri canlı bir organizmaya benzetmesi bu sözleri doğrulamaktan başka nedir ki...

Zaman ilerledikçe cenneti, daha çok hasretini haykırıyordu. Sanki gideceği yeri tanıtıyordu. Sanki veda'dan önce hasretini haykırıyordu. Ben sizin öncünüzüm derken, iman edenlerini orada bekleyeceğinin sözünü veriyordu. Ne dersiniz belki de büyük bir hasretle ‘dostun sıcaklığını hissedeceği evine' doğru giderken cehennem ve ateş çok uzaklarda kalsın istiyordu:

“Cennet ehli, kendilerinden daha yüksekte olan diğer cennet ehlinin köşklerine bakacaklar. Yeryüzünde duranların, gökte beliren ve sonra kaybolan yıldızları seyrettikleri gibi. Cennet ehlinin bir kısmının makamları o kadar yüksekte olacak ki ulaşılamayacak kadar yüksek. Herkesin derecesi farklı olacak.”

Sahabe soruyordu: Ey Allah'ın Elçisi! Peygamberlerin cennetteki makamlarına kimse ulaşamayacak değil mi? O (sav) şöyle cevaplıyordu: “Ulaşabilecekler. Beni gönderen zata yemin ederim ki bazı insanlar var ki onlar; Allah'a iman ettiler ve peygamberleri doğruladılar. İşte onların bir kısmı peygamberlere komşu olacaklar. O görünen yüksek köşklerin bir kısmı onlara aittir.”

* * *

Bazen cehennem O'na (sav) o kadar yakınlaşıyordu ki, -o kadar belirgin halde görünüyordu ki- yüzünde endişe ve korku hali beliriyordu. Bazen cennet O'na (sav) o kadar yakınlaşıyordu ki, sanki elini uzatsa bahçesinden meyve koparıp alacaktır. Bu tarifsiz manzarayı Buhari'nin rivayet ettiği hadiste şöyle tanımlıyordu: “Cennet bana o kadar yakınlaştırıldı ki şayet cesaret edip elimi uzatsaydım sizin için oradan bir salkım (üzüm) koparabilecektim. Sonra cehennem bana o kadar yaklaştırıldı ki ben şöyle söylenmeye başladım: Yoksa ya Rabbi ben de buradakilerle beraber miyim? Yoksa ben de onlarla beraber miyim?”

* * *

Son günlerinde yaşadığı bu müşahede hali belki "miraç gecesi" kendisine gösterilen cennet ve cehennem manzaralarından daha canlıydı. Bu, kıyamete kadar bir daha açılmayacak ‘peygamberlik kapısını' kapatırken verilebilecek en son sınırdaki bilgilerdi. Bir daha benzer bilgiyi kimse veremeyecekti zira. Göklerden, yücelerden gelen bilginin kapısı bir daha aralanmayacaktı.

* * *

“Kendimi cennete girmiş gördüm. Bir de ne göreyim. Önümde ‘Ümmü Süleym' (Hz. Enes'in annesi) duruyordu. Sonra bir ayak sesi duydum. Yanımdaki meleğe sordum: Bu kimin ayak sesidir? Yanımdaki melek: Bu ayak sesi eski köle Bilal'in ayak sesidir. Sonra bir köşk gördüm. Sordum: Bu köşk kimindir?  Ömer'in köşkü dediler.”

Medine cemaati gözyaşları içinde rikkat kesilmişler ve bu büyük insanın hayata vedasını izliyorlar. Cemaate baktı. Belli ki birini arıyor. Sonra buldu ve sordu: “Bilal! Söyle bakayım. Seni bu makama getiren hangi amelindir? Senin cennetteki ayak seslerini işittim. Sen ne yaptın ki bu dereceyi kazandın?” Bilal (ra) mahcubiyet içinde şöyle mırıldandı. “Belki şu olabilir Ey Allah'ın Elçisi! Ben ne zaman yıkanır veya abdest alırsam gece veya gündüz- mutlaka Allah'a yönelir ve kılabildiğim kadar namaz kılarım.”

Son günlerinde böylece üç kişiliği ön plana çıkarıyordu. Ümmü Süleym'i. Dünya ölçeğinde hor görülen kadınların Allah katındaki derecesine işaret etmek için örnek kadın Ümmü Süleym'i. Köleliğe darbe vurmak için Hz. Bilal'i (ra). Ve samimi bir yürek için Hz. Ömer'i (ra)..

Peygamberimiz(sav) veda haccından sonra yaptığı konuşmalarda uyarı dozunu arttırıyordu.

“Benden sonra cahiliye dönemindeki putperestliğe dönersiniz diye bir korkum yok” diyordu. “Bütün korkum sizin dünya uğruna birbirinizle boğuşmanızdır.” Sanki kendisine iman edenleri tertemiz bir havuzun etrafında topluyor ve sonra da iç ve dış âlemlerini temizliyordu. Bir babanın evladına olan düşkünlüğünden daha çok düşkündü iman edenlerine. Ateşle müminler arasına bir bariyer gibi duruyordu. Elleriyle tuttuğu cehennem kapısını bir daha açılmamacasına örtmeye çalışıyordu.

* * *

Hz. Huzeyfe (ra) rivayet ediyor: “Peygamberimizi şöyle buyururken işittim: ‘Fitne (karışıklık ve kaos) kalplere hasıra işler gibi ilmik ilmik işlenecek. Hangi kalp bu fitneye açık durursa o kalpte simsiyah bir nokta oluşacak. Hangi kalp bu fitneye kapalı durursa, o kalpte bembeyaz bir nokta oluşacak'”. (Müslim, İman, 367; Ahmed, Müsned, 5/386)

* * *

Hz. Enes (ra) anlatıyor: “Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu: ‘Ey Müslümanlar topluluğu! Toparlanın  ciddi bir işle karşı karşıyasınız. Yolculuğa çıkacaksınız. Yolculuğa hazırlanınız. Zira yolculuk yakındır artık. Yolculuk için azık hazırlayınız. Çünkü yol uzaktır. Sırtınızdaki yükleri hafifletin.

Zira yolunuzda engebeler ve yokuşlar vardır. Bu yokuşları ancak yükü hafif olanlar aşabilir.

Ey insanlar! Kıyamete yakın zamanlarda çetin işler, zor zamanlar ve büyük korkular olacak'”.

* * *

Hz. Huzeyfe (ra) anlatıyor: “Peygamberimizi (sav) gördüm. (Veda haccındaydı) ve Kâbe'nin örtüsüne yapışmıştı. Gözlerinden yaş boşalıyordu. 
Yanına yanaştım ve şöyle sordum. Ey Allah'ın Resulü! Neden ağlıyorsunuz? Allah sizin gözlerinizi yaşartmayacaktır. Ağlamanıza müsaade etmeyecektir. O (sav) şöyle cevap buyurdu: ‘Huzeyfe! Dünya tükenip gidiyor. Gün olacak sanki sen dünyada hiç olmamışsın gibi olacak. Sanki kıyamet yakınlaşmış gibidir.' Dedim ki; Ey Allah'ın Resulü! Kıyametin yaklaştığının işaretleri nelerdir? O (sav) şöyle buyurdu: ‘Ümmetim namazı terk ettiklerinde, şehvetlerinin peşinde koşuşturduklarında, ihanetler çoğaldığında, emanete riayet kaybolduğunda, su kaynakları azaldığında, ufuk tozlandığında, insanlar küfürleştiğinde, kanaat ortadan kalktığında, insanlardan iyi niyet kaybolduğunda, ağaçlar çok olsa da meyve vermediğinde, alım gücü azaldığında, sarsıcı rüzgârlar, ters ilişkiler, gereksiz yere yapılan yeminler çoğaldığında, geçim zorlaştığında, insanlar baba ve annelerine küfrederek karşılıklı olarak şakalaştıklarında, haram yoldan para kazanma hırsı ve zina çoğaldığında, Allah'ın verdiğine rıza azaldığında, sefihler idareci olduklarında, ihanet çoğalıp emanet kaybolduğunda, herkes kendi aklını ve yaptığı işini beğenip övmeye başladığında, her cahil ve boş adam cehaletiyle ön plana çıktığında, evlerin duvarları yükselip aşırı süslü hale getirildiğinde, lüks ve yüksek binalar çoğaldığında, batıl olan şeyler gerçek, yalan ise doğru kabul edildiğinde, sağlıklı akıl sahibi olmak acizlik, şeytanca adım atmalar akıllılık, sapıklık doğruluk, gerçeği açıklamak körlük, suskunluk aptallık, ilim sahibi olmak ise cahillik olarak kabul edildiğinde, kalpler köreldiğinde, kötülük iyiliği mağlup ettiğinde, insanlardaki dünya tutkusu azgınlaştığında, ticari yollar çoğaldığında, tembellik yaygınlaştığında, vahşi hayvanların derileri lüksün göstergesi olarak giyilmeye başlandığında, dünya ahrete tercih edildiğinde, kalplerden merhamet duyguları çıktığında, fesat yaygınlaştığında, Allah'ın kitabı oyuncak -ve oyun aracı- haline getirilmeye çalışıldığında... İşte ey Huzeyfe bütün bunlar olduğunda İslam'ın sadece ismi kalacak. 
Kuran kalplerden silinecek. Ancak görüntüsü kalacak. Okuyucular ve insanlar Kuran okuyacaklar ama bu okudukları Kuran boğazlarından öteye geçemeyecek. Okudukları Kuran'ın emirlerini uygulamayacak, yasaklarından da sakınmayacaklardır. İşte ey Huzeyfe! Bütün bunlar olduğunda Müslümanların mescitleri süslü ama cemaatinin kalpleri imandan yoksun olacak. Âlimler yeryüzünün en şer insanları olacaklardır. Fitneyi bu âlimler başlatacaklar. Fitne neticede onlara dönecektir. Hayırlı insanlar ve hayır yok olup gidecek. Şerli insanlar ve şerr olduğu gibi kalacak. İşte bütün bunlar olunca Allah insanların amellerini önemsiz sayacak. Amellerine itibar etmeyecek. Çünkü insanlar böyle bir dönemde sadece paraya dalacaklar. Öyle bir hale geleceklerdir ki en zengin olan bile kendini fakir sayacak'”. (Nebhani, Alamatü Yevmi'l Kıyame, 55)

***

İşte sırtım, gelip vurunuz

VEDA haccından az bir zaman önceydi. Muaz b. Cebel (ra)'ı Yemen'e vali olarak gönderiyordu. Medine'nin dışına kadar onunla yürüdü.

Önemli bir görevle görevlendirdiklerine böyle yapardı. Onlarla şehrin dışına kadar gider, söylenmesi gereken en önemli sözünü orada söylerdi. Ve o söz, belleklerde derin izler bırakırdı. Muaz ayrılacakken O (sav) şöyle buyurdu: “Muaz! Sanıyorum sen bu yıldan sonra beni göremeyeceksin. Sen buraya döndüğünde artık bu mescidimin ve mezarımın yanından geçersin.” Bu sözleri duyan Hz. Muaz (ra) ağlamaya başladı. Hz. Peygamber'i bir daha görememek korkusu bu büyük hukukçu sahabeyi sarsıyordu. Hz. Peygamber (sav) yüzünü Medine'ye doğru çevirdi ve şöyle fısıldadı: “Benim için öncelikli insanlar takva sahipleridir. Kim olursa olsunlar ve nerede olursa olsunlar...” Bu sözlerden kısa bir müddet sonra veda haccını yapacaktır. Medine'ye dönünce de toplam 81 gün yaşayacaktır.

* * *

Ebu Muvayhibe (ra) anlatıyor: Vefatından kısa süre önceydi. Gece yarısı bana haber gönderdi. Yanına gittim. Bana şöyle dedi: “Ebu'l Muvayhibe! Allah (cc) bana Baki mezarlığındaki dostlarımla vedalaşmamı emretti. Hadi beraber gideceğiz.” Beraber gece yarısı Medine mezarlığına gittik. Mezara yatanlara selam verdi. Sonra şöyle buyurdu: “Ey mezar ehli! Size ne mutlu. İnsanların fitnelerinden uzak oldunuz. Gecenin karanlığına benzer fitneler geliyor. Birbiri ardında gelen bu fitnelerin sonradan gelenleri öncekileri geçecek kadar çetin olacaktır.”

* * *

Vefatından birkaç gün öncedir. Amcasının oğlu Fadl b. Abbas'a yaslanarak mescide geldi. İnsanlar mescide doluştular. Herkes hastalığını merak ediyordu. Minbere çıktı ve şöyle konuştu: “Ey insanlar! Kime vurdum ise işte sırtım açık, gelsin ve vursun. Kime kötü söz söylediysem işte buradayım, o da gelsin bana aynı sözleri söylesin. Sertlik ve kin benim karakterim değildir. Benim en sevdiğim kişi benden hakkını alan kişidir. Ya gelsin hakkını alsın veya bana hakkını helal etsin. Ben Allah'a giderken içim rahat gitmek istiyorum. Ben bu konuşmamın da yetmeyeceğini biliyorum. Siz alacağınızı alıncaya kadar -varsa alacağınız- ben yine çıkıp konuşacağım.” Bu sözlerden sonra minberden indi. Namaz kıldı. Namazdan sonra yine minbere çıktı. Aynı sözleri tekrar etti. Ama şu sözleri de ekledi: “Kimin üzerinde başkasının hakkı varsa onu yerine iade etsin. Kimse, ben bunu yaparsam dünyada rezil olurum, hırsızlığım, haksızlığım ortaya çıkar demesin. Böyle bir mazerete sığınmasın. Zira ahiret rezilliği dünya rezilliğinden daha zordur.” Sonra devam etti: “Kim nefsinin bir günahından ötürü korkuyorsa kalksın ona dua edeyim.” Bunun üzerine cemaatten biri ayağa kalktı ve şöyle dedi: “Ey Allah'ın Peygamberi. Ben münafığım. Ben bir yalancıyım. Her türlü günahı işledim.” Peygamberimiz (sav) o adama şöyle dua etti: “Allah'ım! Bu adama doğruluk nasip et. Allah'ım bu adama sahih iman nasip et. Allah'ım bu adamın yolunu iyiye çevir.”

Sonra ayağa kalktı, şöyle seslendi: “İnsanlar! Benim artık sizin aranızdan çekilip gitme zamanım yaklaşmıştır. Benden alacağı olan varsa alsın. Kimin benden bir borç alacağı varsa gelsin ödeyeyim. Allah'la kimse arasında bir nesep, soy, evlatlık ilişkisi yoktur. İnsana hayır getirecek olan veya insanı şerden uzaklaştıracak olan şey amelidir. Amelle beraber Allah'ın rahmeti ancak sizi kurtarır. Ben isyan etseydim baş aşağı düşerdim. Allah'ım! Şahit ol, ben bunları insanlara ilettim.”

* * *

İbn Mesud (ra) anlatıyor: Peygamberimizin son günleriydi. Peygamberimiz hastalığının arttığını fark edince bizleri Hz. Aişe'nin evinde topladı. Bizlere şöyle buyurdu: “Ölümümden sonra beni aşırı överek bana eziyet etmeyin. Arkamdan aşırı şekilde ağlamayın. Ağlarken sakın sesinizi yükseltmeyin. Cenaze namazımı önce ehl-i beytimin erkekleri kılsın. Sonra kadınları kılsın. Sonra da diğer Müslümanlar kılsınlar. Sizden razı olduğumu biliniz. Biliniz ki, dinde bana biat edenlerin mahşer gününe kadar yanındayım.”

İnsanlar Peygamberimizi (sav) görebilmek için sürekli kapısının önüne toplanıyor ve dağılmıyorlardı. O bunu görünce çok ağır hasta olmasına rağmen kollarını sahabenin omuzlarına koyarak mescide çıktı. İnsanlar O'nu görünce heyecanla ağlaşmaya başladılar. O (sav), halsizliğinden ötürü iki ayağını yerden sürercesine minbere çıktı. Sonra şöyle konuştu: “Bir kul var. (kendisini kastediyor) Allah O'na iki seçenek verdi. Ya dünyayı ya da Allah'ın yanında olanı tercih et dedi. Kul ise Allah'ı tercih etti.” Bu sözleri duyan Hz. Ebu Bekir (ra) yüksek sesle ağlamaya başladı. Ebu Bekir'in (ra) sesi mescide yankılanmaya başlayınca da Peygamberimiz (sav) konuşmasını kesti ve şöyle buyurdu: “Sakin ol Ebu Bekir. Şüphesiz insanlar içinde dostluğu ve malıyla bana en çok yardım eden Ebu Bekir'dir. Ben özel bir arkadaş dost edinseydim, şüphesiz Ebu Bekir'i arkadaş edinirdim. Ne var ki özel dostum Allah'tır. Sizlerle benim aramda din kardeşliği bağı vardır.”

* * *

Son zamanlarıydı. Son konuşması için odasından çıktı. Mübarek yüzü solgundu. Minberin ilk basamağında oturdu. Etrafına toplanan sahabeye şöyle buyurdu: “Sizin benim öleceğimden korktuğunuzu söylediler. Benden önce ebediyen yaşayan peygamber oldu mu ki? Ben şüphesiz Rabbime kavuşacağım. Siz de bana kavuşacaksınız. Sizinle benim buluşma yerimiz Kevser havuzunun başı olacaktır. İçinizden kim yarın bana ulaşmak istiyorsa diline ve eline hâkim olsun. Dikkat ediniz. Ateş tutuşturuldu. Fitneler kapıya dayandı. Karanlık geceler gibi karışıklıklar olacak. Ben Kuran'ın helal kıldığını helal, haram kıldığını haram kılabilirim ancak. Bunun dışında benden bir şey beklemeyin. Ben bazı fitnelerin evlerinizin üzerine çöktüğünü görür gibi oluyorum.” (Muhtemelen Hz. Ebu Bekir dönemindeki dinden dönme olaylarına işaret ediyordu.) Sonra ayağa kalktı. Ve minberi terk edip odasına çekildi.

***

Cebrail'le veda zamanı

Son günlerine yakın zamanda Cebrail daha az gelir oldu. Çünkü artık son ayetlere sıra gelmiş, kısa bir süre sonra ilahi hitap sona ermiş olacaktı. Cebrail'in daha aralıklı gelmeye başlaması Hz. Peygamber'i üzüyordu. Cebrail'e ve tabii ki O Yüce Rabbine hasreti, dem be dem artıyordu.

Bir gün Hz. Cebrail'e şunu şöyle sordu: ”Cibril! Seni yanımıza daha sık gelmekten alıkoyan nedir ki? Daha sık sık gelsen.”

Cebrail cevap verdi: ”Ey Allah'ın Elçisi; Ben Rabbinin emri olmaksızın inemem. Her hareketimiz yüce Rabbin emriyledir.” (Buhari, Tefsir, Meryem Suresi, 64)

* * *

Son ramazanda Cebrail Kuran-ı Kerim'i Peygamberimizden iki defa dinledi. Hz. Peygamber okur -mukabelede olduğu gibi- Cebrail ise dinlerdi. Ama işte son yılında iki defa dinlemişti. Hz. Peygamber bunu kızına şöyle anlattı: ”Kızım! Her yıl Cebrail beni bir defa dinlerdi. Ama bu yıl beni iki defa dinledi. Sanıyorum bu ecelimin yaklaştığına işarettir.” Bu sözleri kullandığında vefatına altı ay vardı.

* * *

A'raf Suresi'nin 199. ayeti iniyordu. Orada: ”Affı tut, örfü (güzeli) emret ve cahillerden yüz çevir” ayeti geçince Hz. Peygamber, Cebrail'e soruyordu: ”Afv nedir ey Cibril?” Cebrail açıklıyordu: ”Sana zulmedeni affetmen, sana vermeyene vermen, seninle irtibatını kesenle senin irtibatını kesmemen”. Peki diyordu. Cebrail'in her geldiğinde Kuran-ı Kerim'den çözmekte zorlandığı şeyi soruyordu. Gerçi Hz. Aişe (r.a.) Peygamberimiz Kuran'dan az kelimeyi tefsir etmiştir diyor; ama bu cümleyi; “Cebrail'in dikte ettirmesiyle, az kelimeyi tefsir etmiştir” diye anlamak lazımdır.

Sık sık sahabeye “takva ve vefa” kavramlarını tanımlatacak açıklamalarda bulunurken, “Ey insanlar” hitabını öne çıkarıyordu. O, şöyle buyuruyordu: “Ey insanlar! Kişi eli ve diliyle insanlara güven vermedikten sonra -zararından emin olunmadıktan sonra- Allah katında Müslüman olarak kayda alınmaz. Kişinin zarar vermeyeceğinden, diğer din kardeşi ve komşusu emin olmadıktan sonra mü'min derecesine ulaşamaz. Kişi zarar gelebilir endişesiyle aslında meşru -mubah- olan şeylerden sakınmadıkça takva'ya erişemez.

Ey insanlar! Mü'minin niyeti, amelinden daha hayırlıdır. Günahların niyeti de şerrinden daha kötüdür. Temizlik imanın yarısıdır. (Temizlik iki parçadır. Dış temizlik bir yarısı; kalp ve niyetteki temizlik de diğer yarısıdır.) Allah'a hamdetmek mahşer günündeki teraziyi doldurur. Namaz, önünüzü açan bir nurdur. Sadaka, ahirette kurtuluş delilinizdir. Sabır aydınlıktır, Kuran, lehinde veya aleyhinde bir delildir.”

* * *

Dostları oturmuş aralarında ‘Tebük' dönüşünde Peygamberimizin yaptığı konuşmayı tekrarlıyorlardı. Hani Hz. Peygamber, müezzini Bilal'i cemaati sabah namazına uyandırmak için bırakmış, ama Bilal uyuyakaldığı için sabah namazına kalkamamışlardı, O uyandığında Hz. Bilal'e: “Bilal, sen bizi kaldırasın diye bırakmıştık, neden uyandırmadın” diye soruyordu. Hz. Bilal ise mahcubiyetle “Gözlerime hâkim olamadım, uyuyakalmışım” cevabını verecekti.

Bunun üzerine Peygamberimiz abdest aldı, namaz kıldı, sonra insanlara yönelerek şöyle konuştu (sözlerinin her biri tek başına birer ahlak abidesi olacak nitelikteydi): “Sözlerin en doğrusu Allah'ın kitabıdır. En sağlam kulp, takvadır. En hayırlı yol, Muhammed'in (a.s.) yoludur. En hayırlı nesil, İbrahim neslidir. Sözlerin en şereflisi, Allah'ı anmaktır. Ölümlerin en şereflisi, şehid olarak ölmektir. En çirkin körlük, doğruluktan sonra sapmaktır. İlimlerin en hayırlısı, faydalı olanıdır. En kötü körlük, kalp körlüğüdür. Veren el, alan elden üstündür. Az olup yeten, çok olup azdırandan daha hayırlıdır. En kötü mazeret, ölüm anında ileri sürülen mazeretlerdir. En kötü pişmanlık, kıyamet günü duyulacak pişmanlıktır. İnsanlardan bazısı var ki, namaza geç geliyor. Kimisi de var ki, namazı gafletle kılıyor. En büyük hata, yalan söyleyen dilin hatasıdır. En büyük zenginlik, gönül zenginliğidir. En hayırlı azık, takvadır. Hikmetin başı Allah korkusudur. Mutlu insan başkasından ibret alandır. İşler sonucuna göre değerlendirilir. Her gelecek -uzak görünse de- yakındır. Müslüman'a küfretmek fasıklıktır. Mü'minle savaşmak küfürdür. Müslüman'ın malının haram oluşu, kanının haram olması gibidir. İffetli davrananı Allah iffetli kılar. Kim kinini bastırırsa, Allah onu sevindirir. Allah'ım! Bana ve iman edenlerime mağfiret et. Siz ve kendim için mağfiret dilerim.”

(Tasarrufla; Darimi, rekaik, 2/299; Tirmizi, hd. 2635)

(Hutebu ve mevaizu'r-Resul, 290-291)

* * *

Ebu Hureyre'nin (r.a) belirttiğine göre, bir gün sahabeye şöyle hitap etti: “Zandan sakının. Casusluk yapmayın. Tecessüs yapmayın. Menfaatçi davranmayın. Hasetleşmeyin. Nefretleşmeyin. Birbirinize düşmanlık ve buğz etmeyin. Allah'ın iyi kulları olarak kardeş olun. Müslüman Müslüman'ın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu rezil etmez ve onu alçaltmaz. Müslüman'ın malı, kanı ve namusu diğerine haramdır. Allah sizin görünüşünüze ve cisimlerinize bakmaz. Ancak kalplerinize ve niyetlerinize bakar. Takva işte şuradadır... Takva işte şuradadır... Takva işte şuradadır (bu arada eliyle göğsüne işaret ediyordu).”

Vefatından önce söylenmedik cümle kalmasın istiyordu. Akıllardaki bütün sorulara cevap veriyordu. Vedasına hazırlanan gönüller burkulurken, kıyamete kadar değerini yitirmeyecek sözlerle, iman edenlerine ölümsüz ilkeler koyuyordu. O, sevgili elçi, gerekenlerin tümünü söyledi. Gerisi bize kalmış. Doğru anlayıp, doğru yaşarsak; O'nunla Kevser havuzunun başında buluşabileceğiz. Yoksa... Burada da, ahirette de hüsran yaşayacağız...



Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Facebook'tan Beğen

 

Yararlı bulduğunuz sayfaları beğenerek birçok arkadaşınızın okumasını sağlayabilirsiniz.
Kim bir iyiliğe aracılık ederse ondan bir hissesi olur." {Nisa Suresi, 85}

Errahman